Menu Content/Inhalt
Ana Sayfa arrow Ehl-i Beyt (a.s) arrow İmam Sadık (a.s) arrow İmam Cafer-i Sadık ın (a.s) Hayatından Dersler
İmam Cafer-i Sadık ın (a.s) Hayatından Dersler PDF Yazdır e-Posta

İmam Câfer Sadık (a.s)’ın Hayatından Dersler 

Bir Güneş Doğuyor, İmamet Semasında

Rebiü’l-evvel ayının 17. günü, Ehl-i Beyt dostları için pek kutlu ve mübarek bir gündür. Bundan 14 asır önce bu mübarek günde, Allah’'ın son elçisi, ve nebiler ve resullerin efendisi, hidayet peygamberlerinin sonuncusu Hhz. Muhammed Mustafa Resul-ü Ekrem'in -(s.a.a.)sa a- soyu olan mübarek Ehl-i Beyt'i için Rebiül evvel ayının 17. günü pek kutlu ve mübarek bir gündü... Bu mübarek günden yaklaşık 1400 yıl önce Allah Tealâ sevgili peygamberi dünyaya gözlerini açmışmıştı…r.

AVe aradan 2 geçen 1,5 asıra yakın lık bir zaman geçtikten sürecinden sonra da, aynı günde, o yüce zatın o yüce hazretin pâak ve mutahhar soyundan bir yüce zat evladı daha dünyaya gözlerini açıyordu….

O gün, zEvet, çağamanın imamı ve asrın hidayet meşalesi İmam Muhammed Bâakır’ ın (a.s.) hazretlerinin -s- evi neşeyle doluydu… o gün.

Ceddi. Resulullah’ın (s.a.a.)'ın -sav- yüce dinini tüm insanlık âalemine tebliğ edecek, ip Allah’'ın has kullarını eğitip yetiştirecek mübarek bir bebek geliyordu dünyaya.…

Medine, yeni bir güneşin daha doğuşuna şahit olmadaydı, insanlık âaleminin ufkunda….

Bu güneş soyundan olan bu güneş çocuğun ve güneş evladının adını ""Câafer"" koydular, c... Ceddi hz. Resulullah’'ın -(s.a.a.)sa v- bildirdiği gibi tıpkı...   

Künyesi ""Ebu Abdullah,ı"", lakabı ""Sadık"" idi. ıydı.

Babası,, müminlerin beşinci imamı, İmam Muhammed Bâkır (a.s.);hazretleri, annesi, çağının nadide müminelerinden olan Ümmü Ferve’dir. , hicretin 83. yılı Rebi'ulevvel'inin 17. günü dünyaya getirmişti bu mübarek bebeği(3) İmam (a.s.), annesini anlatırken; ""Yaşadığı devrin en takvalı, en mümin ve en iyiliksever kadınlarındandı."" buyurmuştur.

İmam Câfer Sadık (a.s.), Hicrî 83 yılının rebiülevvel ayının 17. günü dünyaya gözlerini açmış, İmam Cafer-i Sadık, 65 yıl yaşamış,; H. hk. 114’.te başlayan imameti, H. hk. 148’'de noktalanan ömrüyle 34 yıl sürmüştür. Bu müddet zarfında Hişam bin Abdulmelik, Velid bin Yezid, Yeziîd bin Velid, İbrahim bin Velid ve Mervan-ı Hiımar gibi zalim Emevîi halifelerininyle, keza ; Seffah ve Mansur Devanieki gibi Abbasîi halifelerinin zulüm ve gaspla dolu iktidarlarına şahit olmuştur. (5).

Kendisinden sonra imamet meşalesini, oğlu İmam Musa Kâazım (a.s.) hazretleri taşımıştır.

Yİmam Sadık'ın  -as- yedi oğlu, üç kızı oldmuştur.

İmam Sadık hazretleri -(a.s.),a s- sevgili dedesi İmam Zeyne'ül aAbidin’in (a.s.) hazretlerinin -s- hayatta bulunduğu dönemlerde dünyaya geldi; ve geceleri aziz sevgili dedesi ve sevgili yle ninesinin Kur’'an tilaveti, duaları ve münacatlarına şahit olarak yla yetişti. Babası İmam Muhammed Bâkır’ın (a.s.) nın türlü hadiseler ve zorluklarla geçen hayatında ona daima destek verip yardımcı oldu. Babasıyla birlikte defalarca hacca gitti. Şam yolculuğu sırasında ve gaddar Emevîi halifesi Hişam’'ın zulüm sarayında da babasını yalnız bırakmadı.

İmam Sadık (a.s.) -s- çok oruç tutar, çok namaz kılar, sürekli Allah’'ı anardı. zikrederdi "Malik bin Enes, bu gerçeği belgeleyen insanlardan biridir;, ""Onu ne zaman gördüysem ya oruçluydu, ya namazdaydı, ya da zikirle meşguldü."" der ve şöyle ekler: ""İmam Sadık (a.s.), hazretleri çağının en çok ibadet eden ileri abid ve zahitdlerindendi. Pek çok hadis naklederditarırdı; çok güzel konuşurdu, konuşmaları pek faydalıydı. ‘"Resulullah buyurur ki…...’" derken hali değişiverirdi. Bir hac yolculuğunda onunla  hazretle birlikteydim, ihrama bürünürken hali değişiverdi, öyle değiştisine bir hale girdi ki artık ‘"lebbeyk’" diyemiyordu, . Halsizlik ve heyecandan, neredeyse bineğinden düşecekti; "gibi oldu, "Ey Resulullah’'ın oğlu! Levladı, lebbeyk deyiniz, demezseniz olmaz ki…"..." dedim., İiçinde bulunduğu o ulvî fevkalade manevîi haliyle; ""Nasıl lebbeyk diyeyim?!; Yya karşılık olarak ‘Lalâ lebbeyk!  derse? "La sa’'deyk!’" derse, ne yaparım?!"" dedi."(14)

İmam Sadık'ın -s- Ahlakı

Ehl-i Beyt İimamları, babaları Hz. Resulullah’'ın -(s.a.a.)sa yücev- mübarek ahlakına sahiplerdi. E; etraflarını saran müminlere daima; ""İislam’ı dilinizle değil, amelinizle tebliğ edin."" buyurur ve herkesten önce bizzat kendileri bilfiil bu prensibei uyguyolarrlardı.

İslam’ın emrettiği her konuda şeyde herkesten öndeydiler onlar; amel etmedikleri hiçbir mâaruf, uzak durmadıkları hiçbir münker yoktu. İnsanları dâavet ettikleri her iyiliği önce kendilerini yaparlaruygular, insanları men ettikleri hiçbir işişi kendileri kendileri yapmazlardı.işlemezlerdi.

Bu ilahîi insanlar, taşıdıkları ihlas, iman, ilim ve diğer insanîi erdemler yüzünden dolayı müminlerin gönlüne taht kurmuş, aradan geçen asırlara rağmen onlara duyulan ilgi ve sevgide zerre kadar ce azalma olmamış, hatta zaman geçtikçe kişiliklerinin  ve takvâ boyutları daha iyi anlaşıldığından sevgileri gönüllerde daha bir yer etmiştir.

Bu yazımızda, biz İmamet semasınıin 6. güneşi olan İmam Câafer'i Sadık’'ın (a.s.) -s- insanîi erdemler yönünden ne denli yüce bir makama sahip olduğunu klarını açıklamak gayesiyle, bu İmam’’ın nurlu hayatından tarih kitaplarında yer alan bazı  kıssa ve öyküleri de aktaracağız.

Helâal Kazancın Önemi

Abdula'lâ şöyle anlatır: ""Çok sıcak bir gündü, İmam Sadık’'ı bir işin peşine giderken gördüm;, ""Efendim!"" dedim, ""Allah’'a ve Resulü’ne sizin kadar yakın birinin bu sıcakta bunca zahmete katlanması neden?!"" diye sordum. İmam; ""Sen ve diğerlerine muhtaç olmamak ve kendi alnımın teriyle helâl rızık edinmek için!"" diye cevap verdi." (6).

* * *-

Ebu Amru Şeybanîi de İmam’'la ilgili bir hatırasını anlatırken şöyle anlatırnaklediyor: ""Hava pek sıcaktı, İmam Sadık (a.s.) hiç de yumuşak olmayan bir elbise giymiş, elindeki kürekle bahçede çalışıyordu. Tepeden tırnağa ter içinde olduğunu görünce; ""Canım efendim!"" dedim, ""Kküreği bana verin de ben çalışayım, siz dinlenin biraz."". İşini hiçbir zaman başkalarına yaptırmaktan hoşlanmayan İmam (a.s.); ""Rızık kazanmak için güneşin kavurucu sıcağına bizzat kendim tahammül etmek isterim."" diyerek çalışmaya devam etti."(7)

* * *-

İmam Sadık (a.s.), -s- yakın adamlarından olan Musadiıf’'iı ticaret maksadıyla Mısır’'a göndermiş, sermaye olarak da kendisine bin1000 dinar para vermişti.

Musadiıf, bu parayla mal alıp develere yükledi ve Mısır’'a giden bir kervana katıldı. Yolda, Mısır’'dan dönen bir kervanla karşılaştılar. Mısır’'da piyasanın durumunu sorduklarında;, ""Ssizin götürmekte olduğunuz bu mallar, Mısır piyasasında az bulunduğu için çok değerlidir., çok şanslısınız!"" dediler. Bunun üzerine, Musadiıf ile 'la diğer tüccarlar kendi aralarında anlaşarak, Mısır’'a vardıklarında mallarını yüzde yüz kârdan daha aşağı fiyata satmamaya karar aldılar ve bu kararlarını uyguladılar. Satış tamamlanınca, Musadiıf tam binbin dinar kâr etmişti.

Medine’'ye varır varmaz, her birinde binbin dinar bulunan iki keseyle İmam Sadık’ın (a.s.) hazretlerinin huzuruna varıp; ""Biri sizin verdiğiniz sermaye, diğeri de kârı!"" dedi.

Keseyi eline alan İmam (a.s.); ""Bu kâr çok fazla! olmuş"" dedi, ""Nasıl kazandın bunca parayı?!"" dedi.

Musadiıf olayı baştan sona olduğu gibi anlattı.

İmam (a.s.);, ""Suphanallah!Süphanallah"" buyurdu, ""Mmalınızı iki katından az kâr etmeyecek şekilde satabilmek için aranızda anlaştınız öyle mi?!"" Sonra da önündeki keselerden birini alıp; ""Bu, benim verdiğim sermayeydi."" buyurdu, ""Ötekini al, benim öyle insafsızca elde edilen- kâra ihtiyacım yok!. Ey Musadiıf!, Şşunu bil ki, helâal yoldan rızık kazanmak, kılıç kuşanıp savaşmaktan daha zordur!""(8) 

Toplumsal meselelere Önem vermek

Ehl-i Beyt dostlarından olan bir Müslüman’la akrabaları arasında miras konusunda bir anlaşmazlık çıkmıştı. Derken, iş kavgaya vardı. Bu sırada İmam’'ın yakın adamlarından olan Mufazzal da oradan geçmekteydi. Hadiseyi görünce kavga eden tarafları ayırdı, ikisini de yanına alıp evine götürdü ve dört yüz 400 dirhemle anlaşmalarını sağlayıp parayı da kendisi ödeyerek onları barıştırdı. Taraflar barıştıktan sonra Mufazzal; ""Bu para benim değil, İmam Sadık’ındı hazretlerinindi; İmam (a.s.), Ehl-i Beyt dostları arasında ihtilaf olduğunu görürsem, onlarını arasını bulabilmek için bu paradan harcamamı emretmiştir bana!"" dedi. (9) 

Zalimlere Karşı Tepki Göstermek

Harun bin Cehm şöyle anlatır: ""Gaddar ve gaasıp Abbasîi halifesi Mansur Devanieki’'nin Kûufe yakınlarında askerîi amaçlarla yaptırdığı Hiyre şehrindeydik. Zalim Mansur, İmam Cafer’'i (a.s.) -s- zorla buraya getirmiş ve gözaltına almıştı. Burası, şehirden ziyade büyük bir askerîi kışla idi aslında. Halifenin bu şehirdeki komutanlarından biri, bir gün verdiği bir ziyafete İmam’'ı da çağırdı. Şehrin bütün ileri gelenleri ve üst düzey yetkililer de oradaydı. Yemek sırasında misafirlerden biri su istedi;, su yerine, bir kadeh şarap koydular önüne. İmam (a.s.), -s- bu sahneyi görür görmez yerinden doğruldu vep; ""Hz. Resulullah (s.a.a), ” dedi; şarap içilen sofrada oturan kimsenin ın Allah’'ın rahmetinden uzak ve melunmelun olduğunu buyurmuşlardır.!""  dedi."(10) 

En Güzel Üslupla İnsanları  Uyarmak

Halife Mansur’'un emriyle bir bayram münasebetiyle, herkese bir şeyler verilmedeydi. Şagranîi de bir şeyler alabilmek umuduyla koşup gelmiş, ama kendisini tanıyan birini bulamadığından hiçbir şey alamamıştı. Dedelerinden biri Hhz. Resulullah’'ın -(s.a.a.)sa v- azatd ettiği bir köle olduğundan Şagranîi de, ""Resulullah’'ın azatdlı kölesi"" anlamına gelen ""Mmevla Resulullah'erresulullah"" lakabıyla tanınmadaydı. Bu nedenle Şagranî,i kendisini Hhz. Resulullah’'ın -(s.a.a.)sa v- yakınlarından sayar ve bu lakapla iftihar ederdi.

Kalabalık arasında kendisini tanıyan birini bulmaya çalışırken İmam Sadık’ı  hazretlerini -s- gördü. Hemen İmam’a hazrete yaklaşıp, beytülmaldenbeytulmaldan kendisine bir pay verilmesine yardımcı olmasını rica etti. İmam (a.s.), onun bu ricasını hemen yerine getirerek yetkililerin bulunduğu odaya girdi ve çok geçmeden Şaogranîi için aldığı payla geri döndü. Beytüulmaldean aldığı payı Şaogranîi’'ye verirken; ""İyi işi kim yaparsa iyidir; ama sen kendini, bize, hz. Resulullah’'ın -(s.a.a.)sa v- ailesine mensup ait bildiğin için, senin yapman daha acağın bir iyidir işin etkisi çok daha fazladır. Keza, kötü işi de, kim yaparsa, yapsın, kötüdür; ama yine bize olan yakınlığın nedeniyle, senin kötü bir şey yapman çok daha kötüdür."" buyurdu ve tebessüm ederek Şaogranîi’'den ayrıldı.

ŞaSogranîi neye uğradığını şaşırmış, söyleyecek bir söz bulamamıştı. Demek ki, İmam (a.s.) onun herkesten gizlediği sırrını biliyor ve Şaogranîi’'nin içki içtiğinden haberi olduğunu yüzüne vurmuyordu. TBir tenha bir yerde da bu hatırlatmayı ona yapmış, üstelik onun bu ayıbını bildiği halde, kendisine yardımcı olmuştu.

İmam’'ın -s- bu bilgece mertliği ve sevecenliği karşısında bir an kendisine gelen Şaogranîi, pişmanlık duygusu içerisinde, neye uğradığını şaşırmıştı, başı öne eğik bir halde sessizce ağlamaya başlamıştı. ıyordu (11).

Bir an Bile Allah’tan Gafilet Olmamaketmemek 

Mesma’e bin Abdulmelik şöyle anlatır: ""Minada İmam Sadık'la (a.s.) ile -s- birlikte oturmuş üzüm yiyorduk;, bu sırada bir fakir gelip yardım istedi. İmam , ona bir salkım üzüm ikram etti, ama adam bu ikramı kabul etmeyip para istedi. Bunun üzerine İmam; ""Allah versin."" diyerek onu saldı.…....

Çok geçmeden başka bir fakir gelip yardım istedi. İmam ona üç üzüm tanesi verdi. Adam üzümleri alıp; ""ÂAlemlerin Rabbi olan Allah’'a hamd olsun, bana rızkımı ulaştırdı."" diye şükretti. dua etti. Bunun üzerine İmam fazlaca üzüm verdi;, adam tekrar Allah’'a şükredip; ""ÂAlemlerin Rabbi olan Allah’'a hamd olsun.ederim"" dedi ve gitmek istediye davrandı. İmam, ona biraz beklemesini söyleyip yanındaki hizmetkârına döndü: p ""Nne kadar paramız var?"" diye sordu. Yanılmıyorsam, yirmi dirheme yakın bir para dediler; İmam paranın hepsini alıp o fakire verdi. Adamcağız yine; şükredip ""Allah’a hamd olsun.Elhamdulillah!"" dedi, ""Allah’'ım! Şükürler olsun sana!, Bbu nimetler, hep sendendir elbet; sen birsin,icik ve teksin;, ne eşin vardır, ne ortağın!"" Bunun  duası üzerine İmam, tekrar onu durdurarak üzerindeki yeni bir elbiseyi çıkarıp ona giydirdi. Fakir adam; ""Beni giydirip doyuran Rabbime şükürler olsun!"" dedi ve İmam’'a dönerek; ""Allah senden razı olsun!"" diye ekledi.""

Mesma’;e ""Yanılmıyorsam"" der, ""o,O bu son kez de İmam’'a  teşekkür etmeyip, de yine sadece Allah’'a şükretseydi, İmam ona yine başka ikramlarda bulunacak ve bu hal böylece sürüp gidecekti.""(13)

Kesinleşen İlahî Takdtire Rıza Göstermek 

İmam Sadık’ın (a.s.) hazretlerinin yakın ashabından Kutayba, İmam’la o hazretle ilgili bir hatırasını şöyle anlatır: ""İmam’ın çocuklarından biri hastalanmıştı;, ziyaret amacıyla evine gittiğimde İmam’ın hazretin kapı önünde durmduş olduğunu gördüm;, pek mahzunm ve üzgündü. Çocuğun durumunu sordum.k ""Vallahi gidici."" dedi ve içeriye girdi. Bir süre sonra dışarıya çıktığında epey rahatlamış gibiydi, çocuğun iyileştiği düşüncesiyle sevinçle; ""İnşaallah iyileşiyor?"" dediğimde; ""Rabbine kavuştu."" buyurdu. Çok şaşırmıştım;, ""Canım sana feda olsun!"" dedim, ""Çocuk hastayken çok daha üzgündünüz."" İmam gözlerini ufkaufuka dikerek; ""Biz Resulullah ailesi"" buyurdu, ""Bir acıya uğramadan önce tedirgin ve mahzun oluruz, ama ilahîi takdir vuku bulurp da kaçınılmaz kader tecelli ediversince, yYüceler yücesi Rabbimizin rızasına razı olur, O’'nun takdirine can-ı u gönülden teslimiyet gösteririz.!""(15) 

Hizmetçiye Karşı Şefkatli OlmakDavranışı

İmam Sadık (a.s.) hazretleri hizmetçilere ve kölelere karşı çok şefkatliydi. Hafs bin Ebu Aişe şöyle anlatır:

""İmam Sadık (a.s.)aleyhâselam, hizmetçisini bir iş için göndermiş, hizmetçi epey gecikmişti. İmam bizzat peşine gidip onu bir köşede uyurken buldu. Hemen yanı başına çöküp sabır ve şefkatle onu yelpazelemeye başladı. Hizmetçi uyandığında da; ""Vallahi"" buyurdu, ""Hem gece, hem gündüz uyuman doğru değil. Gecen senin olsun;, ama gündüzleri vaktini bize ayırman gerekmez mi?!"" (16) 

Yoksullara Yardım 

Muallâ bin Huneys der ki: "Karanlık bir gecede İmam Sadık’'ın (a.s.) Benîi Sâide Gölgeliği denilen yere doğru gittiğini gördüm. Orada büyükçe bir çardak vardı, şehrin yoksun ve dilencileri bu çardağın altında uyurlardı.

 İmamın peşine takıldım. Yolda, abasının altından bir şey düştü., İmam bir besmele çekerek; ""Ya Rabbi!"" dedibuyurdu, ""Yere düşen o şeyi şu kuluna ulaştırıveri!""

Yaklaşıp selam verdim. ""Muallâ, sen misin?"" buyurdu., ""Evet efendim."" dedim., ""Şuralara bir şey düştü, bak bakalım bulabilecek misin?"" buyurdu. Aradım, birkaç ekmek buldum; getirip kendisine verdim. Abasının altında ekmek dolu büyükçe bir torba vardı, pek ağır olduğu belliydi., ""Efendim, şu torbayı benim taşımamama müsaade etseniz?"" diye rica ettim;, razı olmadı. ""Bu benim işim."" dedi ve ekledi: ""Ama dilersen, binimle gelebilirsin.""

İmam’la birlikte Benîi Saide Gölgeliği’'ne gittik. Şehrin yoksulları birbirine sokulmuş, derin bir uykuya dalmışlardı. İmam onları uyandırmamaya özen göstererek her birininherbirinin abasının altına bir -iki ekmek koydu,, hiçbirini ihmal etmediyordu. Ekmekler bitince geri döndük. Yolda, dayanamayıp; ""Efendim"" dedim, ""Onlar Ehl-i Beyt dostlarından mıydı?"" İmam; ""Hayır."" buyurdu, ""Öyle olsaydı, çok daha fazla yardımımız olurdu onlarakendilerine.""(17)

Hişam bin Salim de şöyle nakleder: ""İmam Sadık’ın (a.s.) hazretlerinin -s- hiç terk etmediği bir âadeti vardı;, gece yarısına doğru yanına para, yiyecek maddeleri, ekmek, et, vb. şeyler alır, bir torbaya doldurur, bizzat p kendisi sırtlar ve Medine’'nin yoksullarını dolaşarakıp onlara dağıtırdı. Onlar kendilerine bunca yardım eden o insanın kim olduğunu bilmezlerdi bile. Ancak İmam şehidd olup da bekaâ âalemine göçtüğünde bu yardımların kesilmesi üzerine olayın farkına varıp kendilerine yıllardır yardım eden o esrarengiz iyilik meleğinin İmam Sadık (a.s.) olduğunu anladılar." (Biharu'l-Envar c.47, s. 20)"(18).

Cennet Evi Nasıl Alınır?

İmam Sadık’ın (a.s.) hazretlerinin -s- yakın ashabından biri, Lübnan topraklarında bulunan "Cebel-i Âmil’" de yaşıyordu. Bölgenin hatırı sayılır zenginlerinden olan bu Mmüslüman, hacc için Mekke’'ye giderken, yolu üzerindeki Medine’'ye uğrayıp İmam’'ı ziyaret etti ve İmam’a o hazrete on bin dirhem vererek kendisine Medine’'de bir ev satın almasını rica etti.

İmam parayı alıp Medine’'deki yoksul seyyidlerle ve diğer yoksul Mmüslümanlar arasında paylaştırdı.

Adam hac yolculuğundan döndüğünde İmam’'ın huzuruna çıkıp kendisine ev alınıp alınmadığını sordu., İmam; ""Evet."" buyurdu ve ekledi: ""Tapusunu da ister misin?"" Adam; ""Eevet efendim."" deyince, İmam ona bir kağıt verdi. Adam açıp okudu, kağıtta şöyle yazılıydı: ""Câafer bin Muhammed, -s- bu adama cennette bir ev satın almıştır;, bu evin bir tarafı Hhz. Resulullah’'ın -(s.a.a.),sa v- bir tarafı Hhz. Emir’'üel- Mü’'minin Ali’'nin (a.s.) -s- ve iki tarafı da Hasan ile Hüseyin’in (a.s.) eyn'in -s- evine komşudur.!""

Bu ilginç tapu olayı karşısında hiç şaşırmayan adam, İmam’'ın el yazısıelyazısı olan mektubu saygıyla öpüp başına koydu ve; ""Ben razıyım efendim."" diyerek teşekkür etti. İmam; ""Ev için verdiğin parayı da seyyidlerle yoksullar arasında bölüştürdüm.!"" buyurdu. Lübnanlı Mmüslüman dua edip memnuniyetle Medine’'den ayrıldı.

Ülkesine döndüğünde, İmam’'ın el yazısının kefeni arasına konulmasını vasiyet etti. (Biharu'l-Envar c.47, s. 134)"(18). (19)

Ehl-i Beyt Muhabbetinin Tesiri

Abbasîi hüküumetine bağlı emiirlerden birinin Rufeyd adlı bir kölesi vardı. Emiir, bir gün kölesine fena halde sinirlenerek onu öldürtmeye karar verdi. Meselenin farkına varan Rufeyd emiirin sarayından kaçarak İmam Sadık’ın (a.s.) hazretlerinin evine sığındı.

İmam Sadık (a.s.) hazretleri köleyi yatıştırdıktan sonra; ""Şimdi emiire git ve ona selamımı söyledikten sonra yip sana Resulullah’'ın (s.a.a.) evladının sana aman verdiğini bildir."" buyurdu.

Rufeyd; ""Aman efendim!"" dedi telaşla, ""Emiir Şamlıdır, Şamlıların Ehl-i Beyt İimamlarına düşman olduğunu bilmez misiniz?! Ona sizin selamınızı söylersem, çok daha fazla öfkelenir.""

İmam (a.s.); -s- ""Korkma!"" buyurdu, ""Git ve dediğim gibi yap!""

Rufeyd korku ve telaşla emiirin sarayının yolunu tuttu, yolda karşılaştığı bir adamın; ""Neyin var senin? Yüzünde ölüm izleri var gibi!..."" demesi üzerine korkusu kat kat artmıştı.…....

Rufeyd bu korku içinde emiirin sarayına gitti. İçeri girer girmez nöbetçiler onu tutuklayıp ellerini bağlayarak emiire götürdüler;, emiir onun derhal öldürülmesini emretmişti. Cellat gelince Rufeyd; ""Ya emiir!"" diye haykırdı, ""Bben kendi ayağımla geldim buraya, size söylemek istediğim bir şey var, ama bu sırrı yalnız size söyleyebilirim!""

Emiir, herkesin çıkmasını söyledi. Yalnız kaldıklarında Rufeyd; ""İmam Câafer Sadık’ın (a.s.) hazretleri'nin selamını getirdim size."" dedi, ""İmam, bBana aman verdiğini size söylememi istedi.""

Emiir pek şaşırmıştı. ""Bu söylediklerinin doğruluğunu yeminle ispatlayabilir misin?"" diye sordu. Rufeyd yemin edince, emiir tekrar aynı soruyu sorup yeminini tekrarlattı. Emiir pek sevinmişti. ""Sen de benim ellerimi böyle bağlamazsan, kendimi affedemem!"" diyerek hemen Rufeyd’'in ellerini çözdü. Rufeyd emiirin ısrarı üzerine, onun ellerini bağladı ve sonra da çözdü. Şamnlı emiir, parmağındaki yüzüğü çıkarıp onun parmağına taktı; ""Bu benim mühürümdür."" dedi, ""Bundan sonra sen benim en yakın adamımsın, hazine sorumluluğu da sana ait, dilediğini yapabilirsin!""

Ehl-i Beyt’'in velayetine sarılan Rufeyd, sadece ölümden kurtulmamış, emiirin sarayında onun emini de olmuştu şimdi.(20)

...Allah ve Peygamber de Sevinir 

İmam Sadık’ın (a.s.)  hazretlerinin -s-  dostlarından olan Necaâşîi, adlıi bir şahıs, dönemin iktidarı tarafından AEhvaz emirliğine atanmıştı. O bölgede yaşayan Şiilerden şialardan biri, İmam Sadık’a (a.s.)  hazretlerine -s- giderek Necaşîi’'nin bölgesinde kendisine on bin dirhem vergi ve haraç bağlandığını, kendisinin bunu verebilecek durumda unun ise olmadığını, söyledi ve İimam’dan yardım istedi. İmam (a.s.), -s- Necaşîi’'ye hitaben; ""Kkardeşini sevindir ki, Allah Teala da seni sevindirsin!"" mazmununda bir mektup yazarak ona verdi. Mektubu alan adam Necaşîi’'ye gitti. Onunla yalnız kalınca, mektubu kendisine verdi. Mektubu saygıyla öpüp başının üzerine koyan Necaşî;i ""İsteğin nedir?"" diye sorunca, adamcağız; ""Oon bin dirhem vergi ve haraç isteniyor, bunu verebilecek durumum yok benim."" dedi.

Necaşîi defterdarını çağırtıp; ""Bu adama yazılan vergi ve haraç borcunu benim adıma yazın."" dedi ve; ""Ggelecek yıl ki vergisini de benim hesabıma yazın."" diye ekleyerek ona dönüp; ""Şimdi seni sevindirebildim mi?"" diye sordu. Adam; ""Evet."" dedi., Necaşîi bununla da yetinmeyip ona kendi malından bir at, bir köle, bir cariye ve yeni bir takım elbise hediye etti. Necaşî,i tekrar onu sevindirip sevindiremediğini sordu;, olumlu cevap alınca, odasındaki halıyı dürerek; ""Al, bu da senin olsun!"" dedi.

Adamcağız, neye uğradığını şaşırmıştı;, halıyı da alıp diğer hediyelerle birlikte oradan uzaklaştı.

Bir süre sonra Medine’'ye gitmiş, ilk işi İmam’a uğramak olmuştu. Olup bitenleri anlattığında İmam’ın neşeyle kendisini dinlediğini görüp; ""Efendim"" dedi, ""Necaşîi’'nin yaptıkları sizi de pek sevindir di galiba!"" İmam başını sallayıp; ""Evet"" buyurdu, ""Allah’'a yemin ederim ki o, Allah’'ı ve Ppeygamberi’ni de sevindirmiş oldu!"" (21)

İmam (a.s.), yakın adamlarının hepsine bu talimatı vermiş, sıkıntıda olan Mmüslüman kardeşlerine yardım etmelerini, yoksulluk yüzünden onların zorba ve gasıp iktidarlara eğilmesini engellemelerini istemişti. (Biharu'l-Envar c.48, s. 174)"(18). 

Biz Ahdimize Vefa Ettik

Emevîiler zamanında devlet işlerinde çalışan bir genç, İmam Sadık’'ın (a.s.) -s- adamlarından olan Ali bin Ebîu Hamza’'ya giderek kendisini İmam’'la görüştürmesini rica etti.

İmam, onun bu ricasını reddetmemiş ve genci huzuruna kabul etmişti. Genç;, ""Efendim"" dedi, ""bBen Emevîi iktidarında divan hizmetinde bulunarak epeyce mal -mülk edindim ve kazandıklarımın helâal mi, haram mı olduğuna da hiç aldırmadım. Şimdi hatamı anlamış bulunuyorum;, bana bir yol gösterin, bu malları ne yapmam lazım şimdi?""

İmam (a.s.), karşısındaki genci şefkatle süzdükten sonra; ""Evlat"" dedi, ""sSen ve senin gibileri böylesine helâal -haram demeden mal -mülk edinip Emevîilere vergi ve haraç toplamamış, kalemlerini ve kılıçlarını onların hizmetine sunmamış, onların cemaat namazları ve toplantılarına katılmamış olsaydı, Emevîiler biz Ehl-i Beyt’'in hakkını gasbedecek gücü asla bulamazlardı.! İnsanlar onlara yardım etmeyip onları kendi hallerine bırakmış olsalardı, Emevîler bugün bunca mal -mülkün sahibi olabilir miydi Emeviler gerçekten?""

Genç adam pek utanmıştı. ""Hhaklısınız efendim."" dedi mahcubiyetle, ""Benim için hiçbir kurtuluş yolu yok mu?"" İmam;:

-Söylersem yapar mısın? diye sordu.

-Evet efendim.

-Bu yoldan kazandığın bütün mal -mülk ve parayı ayır; hakkını yediğin insanları tanıyorsaun, git onları bul ve haklarını ver;, eğer tanımıyorsan, onların adına o malı sadaka olarak ver. Bunu yaparsan, cennete gireceğine ben söz veriyorum.!

Genç adam kısa bir sessizlikten sonra başını kaldırıp; ""Dediğiniz gibi yapacağım efendim."" diyerek oradan ayrılıp Ali bin Ebîu Hamza’'yla birlikte Kûufe’'ye gitti. Bütün mal varlığını satarak hakkını yediği insanların hakkını ödedi;, geriye kalan malının tamamını Allah yolunda sadaka olarak verdi. Sırtındaki gömleği de sadaka olarak verdiğinden, Ehl-i Beyt dostları kendi aralarında para toplayıp ona bir elbise almışlardı. Çok geçmeden genç adam hastalanıp yatağa düştü. Ali bin Ebî Hamza onu ziyarete gittiğinde durumu çok ağırdı. Genç adam gözlerini güçlükle aralayıp Ali’'yi görmüştü., Oonu tanıyınca; ""Allah’'a yemin ederim ki İmam Sadık (a.s.) hazretleri verdiği sözüne vefa etti, İmam doğru söyledi!"" dedi.; Bbu, onun son sözleri olmuştu.

Ali’'yle arkadaşları cenazeyi gusledip kefenledikten sonra toprağa verdiler. Genç adamın kefen için verecek parası bile kalmamıştı. Ali bu işi tamamladıktan sonra Medine’'ye, İmam’'ın yanına döndü. İmam (a.s.) Ali’'yi görür görmez; ""Allah’'a yemin ederim ki"" buyurdu, ""oO genç cennetlik oldu ve ben verdiğim söze vefa ettim."" Ali; ""Doğrudur efendim."" dedi yaşlı gözlerle, ""O da bunu söyleyerek sizi doğruladı zaten!"" (22)

Son Kurtuluş İçin Sürekli Dua Etmek 

Bir gün İmam Sadık’'tan (a.s.) H-s- hz. Resulullah’'ın -(s.a.a.)sa v- soyundan olup, zuhur edecek olan Hhz. Mehdi’nin  (a.s.) aleyhisselamın zuhurunun bir an önce gerçekleşmesi için Allah’'a dua etmenin ne kadar etkili olabileceği sorulduğunda, İmam tarihte vuku bulan bir hadiseye işaretle şöyle buyurdular:

İsrail Ooğulları günah işlemiş, içlerinde bozukluk, fesat ve haram artmıştı. Bu nedenle Allah TealaTeala dört yüz hazretleri 400 yıl Firavunları onlara musallat etti. Firavunların kanlı iktidarının üzerinden iki yüz otuz 230 yıl geçmişti ki, İsrail Ooğulları onların zulmü neticesinde Allah’'a yönelip yakardılar; tam kırk 40 gün boyunca, Allah’'a el açıp gözyaşları içinde kurtuluş dilediler. Bu nedenle Allah TealaTeal,a hazretleri Musa’'yla Harun’'a; ""İsrail Ooğulları’nı Firavun’'un şerrinden kurtardım."" buyurdu.

Evet, böylece Hhz. Musa (a.s.) -s- peygamberlikle görevlendirilmiş ve İsrail Ooğulları’nın samimiyetle Allah’'a el açıp yakarmaları neticesinde dört yüz400 yıllık azapları iki yüz otuz 230 yıla indirilmişti.

O halde ey müminler, şunu biliniz ki sizler de canı -u gönülden adalet ister ve Hhz. Mehdi’'nin (a.s.) -s- zuhuru için Allah’'a el açıp gözyaşları içinde yakarırsanız, Hak TealaTeala hazretleri onun zuhurunu çabuklaştırır; aksi takdirde -siz istemezseniz- mukadder vakte değin bu zorluk ve sıkıntılar böylece sürüp gidecektir.""(23)

"Günah İşlemeseydiniz Siz de Böyle Olurdunuz

İmam Sadık (a.s.) hazretleri -s- bir kafileyle birlikte hacca giderken ansızın kafilenin karşısına bir arslan dikildi. Kafile durmuştu, kimsenin yerinden kıpırdayacak mecali yoktu. Bu sırada Hhz. İmam Câafer Sadık (a.s.) -s- öne çıkıp arslana doğru ilerledi ve yoldan çekilmesini işaret etti. Bu işaret üzerine yırtıcı hayvan geri çekilmiş ve kısa sürede gözden kaybolmuştu.

Kafiledekiler bu inanılmaz olayın etkisiyle hâalâ şaşkın bir haldeydiler. İmam onlara yaklaşıp; ""Bunda şaşılacak bir şey yok aslında!"" buyurdu, ""Günah işlemeseydiniz, siz de böyle olurdunuz (yırtıcı hayvanlar size itaat ederdi, çünkü Allah TealaTeala insanoğlunu bütün hayvanların efendisi olacak şekilde yaratmıştır). (25). 

Gerçek Nasıl Ortaya Çıktı?

Muhammed bin Abdullah İskenderîi, zalim Abbasîi halifesi Mansur’'a giderek, İmam Sadık’'ın (a.s.) aleyhine şahitlikte bulundu; ""Câafer bin Muhammed’'in bir sırrını öğrendim."" dedi, ""Hizmetkâarı Muallâ bin Huneys’'e silah toplattırıyor, devleti yıkmayı plânlıyorlar!""

Mansur, amcası olan Medine valisi Davud’'a bir ferman yazarak İmam’'ı hemen tutuklatıp Bağdad’'a göndermesini emretti.

İmam (a.s.) saraya getirildiğinde Mansur öfkeyle İmam’'ın karşısına dikildi:

-Neden bana karşı isyan hazırlığı yapıyorsunuz?

İmam sakin bir şekilde cevap verdi:

-Bu, yalan bir haber....

-Yemin eder misin peki?

-Yemin edeirim!

-""Yalan söylüyorsam namussuzum, şerefsizim"" diyebilir misin?

-ŞBen şeriatin emrettiği şekilde yemin ettimemi, kabul etmiyorsun; şeriate aykırı yeminimi mi kabul edeceksin?!

Mansur pek öfkelenmişti:

-Bana bilgelik mi taslıyorsun yani?! diye haykırdı.

İmam olanca soğukkanlılığıyla cevap verdi:

-Biz ilmin madeni ve Kur’'an ehliyizdir. Kur’'an’'ın bizim evimizde nazil olduğunu ve ilmin hakikat ve aslının bizde bulunduğunu bilmez misin?

-O halde durumu haber veren adamımı çağırtırsam, yine ""hayır"" diyebilir misin?

-Çağır!

Çok geçmeden halifenin emriyle Muhammed saraydaydı. İmam’la yüzleştirildiğinde, halifeye dediklerini tekrarladı. İmam:

-Benim bir ayaklanmaya girişmek için silah topladığım konusunda yemin edebilir misin? diye sordu.

-Evet;, eşi, ortağı olmayan Allah’'a yemin ederim!

İmam bu yemini kabul edemeyeceğini söyledi.,

Mansur; ""Nnedenmiş o?"" diye atılınca İmam:

-Çünkü Allah TealaTeala’'nın merhameti pek fazladır;, O, Kerim ve bağışlayıcıdır. O’'nu cemal isimlerinden biriyle anan kimse, O’'nun bu sonsuz rahmet ve keremine uğrayarak kurtulabilir ve bu durumda gerçeği anlamak mümkün olmaz. Bu nedenle, böyle durumlarda yemin edenin; ""Yalan söylüdiyorsam, Allah’'ın gücü ve kudretinden çıkıp kendi güç ve kudretime (-kendi halime)- bırakılayım."" demesi gerekir.

Muhammed bin Abdullah İskenderîi, İmam’'ın söylediği yemini aynen tekrarladı, ancak yemini biter bitmez olduğu yere yığılıverdi. Ölmüştü!

Bu inanılmaz olay karşısında dehşete düşen Mansur, İmam’'dan özür dileyip saygı ve ikramla onu Medine’'ye geri gönderdi. (26).

Tanrılık İddiasinda Bulunan Kimse!... 

İmam Sadık (a.s.) hazretleri -s- döneminde sahtekâarın biri tanrılık iddiasına kalkışmış, bazı cahil insanların zihninin karışmasına neden olmuştu. ""Allah yaratıcı ise ben de yaratırım."" diye ve bir kaba bir miktar toprak, su ve pis çamur koyuyor, birkaç gün sonra ortaya çıkan kurtçukları göstererek; ""İşte!"" diyordu, ""Sizin tanrınız dokuz 9 ayda ana karnında bir insanı yaratırken, ben birkaç gün zarfında birden fazla canlı yarattım!""

Durum İmam’'a anlatıldığında şöyle buyurdu: ""Ondan iki şey isteyin;, bunları bilir ve yapacak olursa, ona inanacağınızı söyleyin: 1- Şimdiye kadar kaç canlı yarattığını sorun;, yarattıklarının sayısını biliyor mui? 2- Eğer o yaratmışsa, yarattığı kurtlara emir versin, mesela onlara gittikleri yöne tam tersi cihette sürünmelerini söylesin."

İmam’'ın dediğini yapıp ondan yarattığı canlıların sayısını sordular. Böyle bir soruyu hiç beklemeyen ve çamurdan çıkan kurtları o güne değin saymamış olan sahtekâar adam; ""Sayının ne önemi var?!"" diye meseleyi geçiştirmeye çalıştı, ama orada bulunanlar; ""Yarattıklarının sayısından haberi bile olmayan bir tanrı olur mu?!"" diyerek ikinci isteklerini bildirdiler ve hareket halindeki kurtların yönünü değiştirmesini istediler. Adamcağız neye uğradığını şaşırmıştı; ""Onları ben yarattım, ama davranışlarına müdahele edemiyorum."" dedi.

Orada bulunanlar hep birlikte güldüler. İmam’'ın yönelttiği iki soru, hakikatin gün ışığına çıkmasınaı yetmiş, safdil ve cahil insanların şirk batağına saplanması önlenmişti.(27) 

Bizim Dostlarımız, Çirkin İfadeler Kullanmaz!"

Amru bin Numan şöyle anlatır: İmam Sadık’ın (a.s.) hazretlerinin -s- dostları arasında çok zengin biri vardı. Medine’'ye geldiğinde İmam’'ın yanından ayrılmaz, İmam’a hazrete pek fazla sevgi ve saygı gösterirdi.

Bir gün kunduracılar çarşısında İmam’la birlikteydiler; Hintli kölesi de efendisinin ardı sıraardısıra yürüyordu. Bir ara arkasına dönüp kölesini çağıracak gibi oldu, bulamadı. Üç kez seslendikten sonra dördüncü defasında köle çıkageldi. Zengin adam onu görür görmez; ""Ulan o... çocuğu, neredesin?"" diye hışımla sordu.

İmam Sadık (a.s.) hazretleri -s- durup hayretle adama baktı, eliyle kendi alnına hafifçe vurup; ""FesuphanallahFesüphanallah!"" buyurdu, ""Kölene küfredip annesini zinayla mı suçluyorsun sen?! İnsanlara küfür etmekte, iftirada mı bulunmaktasın?!""

Zengin adam bu çıkışı hiç beklemediğinden, afallamıştı; ""Efendim"" diye kekeledi, ""Bunun annesi Mmüslüman değil ki, Hintli, Hindistan’'ın müşriklerinden biri işte!""

İmam; ""Bilmez misin"" buyurdu, ""Her milletin kendine göre bir evlilik ilişkisi vardır;, böylece zinayı önlemiş olurlar kendilerince. Bu durumda (-belli bir evlilik kuralına uyan ve evlenme örfünü kabul ve icra eden)- böyle insanların çocuklarına zinazade denilemez! Benden uzak dur artık, bizim dostlarımız böylesine çirkin ifadeler kullanmaz!""

Bu uyarıdan sonra kimse bir daha İmam Sadık’ın (a.s.) hazretlerinin o adamla birlikte yürüdüğünü görmedi. (30) 

avette Ölçüyü Korumak

İmam "Yeni elbise" buyurdular, "Eski elbiseyle birlikte kullanılmalıdır"(31).

İmam Sadık’'ın -s- adamlarından olan bir saraççı şöyle anlatır: İmam (a.s.) Hiıyre’'de bulunduğu günlerden birinde benimle birkaç arkadaşı bir işle vazifelendirmişti. Akşam vakti işimi bitirmiş, yorgun bir halde gelip o damda uzanmıştım. Bu sırada İmam (a.s.) hazret selam verip içeri girdi., Bben hemen doğrulup oturdum;, kalkmamamı işaret edip yatağın kenarına oturdu,, işimizi sordu, bitirdiğimizi söyledim. Bu sırada birilerinden söz açıldı. ""Efendim, biz onlarla pek samimi olmuyoruz, çünkü bizden farklı inanç ve görüşlere sahipler."" dedim.

İmam; Hazret, ""Onlar bizi sever."" buyurdular, ""Sizinle aynı görüşleri paylaşmadıkları için mi onlardan uzak durmaktasınız?"" Ben; ""Evet efendim."" diye cevap verince; ""Bizim de öyle inanç ve düşüncelerimiz vardır ki sizlerde yok; bu durumda bizim sizden uzak durmamız yakışır mı gerekir?!"" buyurdular. Ben; ""Hayır efendim."" dedim., İmam (a.s.); ""Allah TealaTeala’'nın nezdinde de öyle hakikatler vardır ki, bizlerde yok; bu durumda Allah TealaTeala bizi kendine yakın bulmayıp da bırakır mı sence?!" Ben; ""Vallahi hayır."" dedim, ""Artık onlardan uzak durmayacağım efendim."" İmam Hazret şöyle buyurdular: ""Müslümanları sevin, onlardan uzak durmayın. İmanın dereceleri vardır, kimi bir, kimi iki, kimi yedi derece imana sahiptir. Mesela, dört derecei imana sahip birinden, yedi derece imana sahip birinin davranışları beklenemez, zaten Allah TealaTeala da insanlara kaldıramayacakları şeyleri vazife kılmamıştır. Şimdi bir misal vereyim sana:; Bir Mmüslümanın komşusu Hıristiyan’’dı, İislam’ı tebliğ edip onun Mmüslüman olmasını sağladı. Ertesi gün erkenden adamın kapısını çalıp; ""Haydi, abdestini al, sabah namazına gidiyoruz."" dedi. Camiye gidip namazlarını kıldılar., Yyeni Mmüslüman evine dönmek isteyince, komşusu; ""Otur hele"" dedi, "sünnetlerle tâakibatı da yerine getirelim." Adamcağız oturdu, gün ağarıncaya kadar ibadetle meşgul oldular. Güneş yükselince yeni Mmüslüman kalkmak istedi, ama öteki yine engel olup; ""Öğlene bir şey kalmadı."" dedi, ""Otur, öğleni de kılalım, daha sonra birlikte gideriz."" Adamcağız oturdu. Bu minval üzere yatsıya kadar camide kalıp bütün yevmiye namazlarını cemaatle kıldılar ve bütün sünnetleri yerine getirdiler. Ertesi gün Mmüslüman, yine komşusunun kapısını çalıp sabah ezanında onu camiye davet edince adamcağız; ""Bak arkadaşım!"" dedi, ""Benim çoluk çocuğum var, yoksul biriyim ve çalışıp ailemin rızkını temin etmem gerekiyor. Sen sabahtan akşama camide otur ve kendi dinini kendine sakla, sana işi gücü olmayan boş bir adam lazım;; ben değil!""

İmam Sadık (a.s.) hazretleri -s- bu misali anlattıktan sonra; ""O adam"" buyurdu, ""kKomşusunu iyi niyetle Mmüslüman etti, ama -ibadette aşırıya kaçarak- yine iyi niyetle-, onun bir gün de İislam’ı terketmesine neden oldu. Her işin bir haddi, bir ölçüsü vardır, ölçüyü aşmamak gerekir!"" (33)

Helal RIZK elde etmek İçin çaba göstermek

Bir gün İmam Sadık hazretlerine “bir müslümanın evinde oturup bütün vaktini namaz ve ibadetle geçirdiğini, bu şekilde rızkını Allah'tan beklediğini söylediler, "akşamları Allah'tan kendisine rızık göndermesini istiyor" dediler.

İmam "Onun duası kabul olunmaz" buyurdu.

Yine bir başka gün İmam -s- tanıdığı bir müslümana halini sorunca adamcağız "Dünyalık peşindeyim efendim" dedi "İşim gücüm dünya olmuş!" İmam "Dünyalığı niçin istiyorsun?" buyurdular, adam "Çoluk-çocuğumun rızkını temin edip namerde muhtaç olmamak için, akrabalarım ve yakınlarım arasındaki yoksullara yardımcı olabilmek, ihtiyacı olana infakta bulunabilmek, Allah'ın evini ziyaret edebilmek için." deyince İmam "Senin bu istediğin dünya değil, ahiretin ta kendisi!" buyurdular. (34)

Emaneti Sahibine Ulaştırmak

İmam Sadık (a.s.), hazretleri -s- emanete fevkalade önem verir, diğer Ehl-i Beyt İimamları ve ceddi Hhz. Resulullah -(s.a.a.)sa v- gibi, bu konuda hiçbir müsamahada bulunmazdı. Nitekim İmam’'ın çok güvendiği adamlarından biri olan ve aynı zamanda up Mansur, Mehdi ve Harun'er Reşid gibi üç Abbasîi halifesinin de hazinedarlığını yapmış bulunolan Abdullah bin Sinan, bir gün camide İmam’a; ""Ey Allah Resulü’nün -sav- evladı!, Bbana bırakılan emanetler arasında humus ve zekâatının verilmeyen diği mallar da oluyor, onları da olduğu gibi sahiplerine geri mi vereyim?"" diye sorduğunda, İmam; hazret ""Herkes kendi malından sorumludur."" buyurdu, ""Bu, onların vazifesidir; senin vazifense, emaneti geri vermektir. ama emanetin bu gibi durumlarla alakası yoktur. Vallahi melun İbn-i Mülcem (Hhz. İmam Ali’'nin (a.s.) -s- katili) bile bana bir emanet bıraksa ve ben o emaneti kabul etmiş olsam, emanetini asla alıkoymaz, istediği zaman kendisine geri veririm!"" (35) 

Yalnız Allah Rızası İçin Yardım

İmam Sadık (a.s.), hazretleri -s- yakınları arasındaki yoksulları da mutlaka koruyup gözetir, hatta kendisine gereğince saygı ve hürmet göstermeyenlere bile yardım elini uzatmayı ihmal etmezdi. İmam’’ın yakın adamlarından biri şu ilginç hatırasını anlatır:

""Bir gün İmam (a.s.), -s- bana bir kese içinde bir miktar para vererek onu Haşim Ooğulları’ndan falancaya vermemi, ama gönderenin kim olduğunu söylemememi tembihledi.

Ben, İmam’'ın dediğini yapıp parayı Haşim Ooğulları’ndan olan o Mmüslümana ulaştırdım. Adam parayı alınca; ""Allah bu adamdan razı olsun!"" dedi, ""Kim olduğunu bilmiyorum ama, niceden beridir ailemin geçimini o temin ediyor. Halbuki Câafer bin Muhammed benim akrabam ve maddîi durumu da elverişli;, ama bana tek kuruş yardımı dokunmuyor!"" (36) 

Akıllı Adam Kimdir?

Bugün dört Eehl-i Ssünnet mezhebinden biri olan Hanefî ilik mezhebinin imamı Ebu Hanife, İmam Sadık’tan (a.s.)  hazretlerinden -s- ders almıştır. Asıl adı Numan bin Sabit olan Ebu Hanife; ""İmam Sadık’tan hazretlerinden ders aldığım o iki yıl olmasaydı, ben helak olurdum."" demiştir. Bir gün İmam onu çağırarak sordu:

-Akıllı adam sence kimdir?

-İyiyle kötüyü ayırt dedebilen kimse akıllıdır.

İmam tebessüm etti:

-Hayvanlar da iyiyle kötüyü bir dereceye kadar ayırabiliyorlar; bir hayvana yemek verip onu doyurur ve ona iyi davranırsan, o da sana iyi davranır ve seni sever. Ama bir hayvana eziyet eder de kötü davranırsan, senden hoşlanmaz, hatta saldırır.; Ddemek ki hayvanlar da iyiyle kötüyü teşhis edebilmektedirler, şu farkla ki onlarda akıl melekesi yoktur.

Ebu Hanife; ""O halde akıllı kimdir?"" diye sorunca, İmam (a.s.) şöyle buyurdular:

-Akıllı kimse, iki iyi veya iki kötü şey arasından daha iyi veya zararı daha az olanı -daha az kötüyü- teşhis edebilendir. Akıllı insan, "iyi"yi ""daha iyi""den; "ayırır, kötü"yü de le, "daha kötü"den ayırır, yü teşhis eder; kârlar ve zararlar arasında diğerlerine göre hangisinin daha kârlı, hangisinin daha zararlı olduğunu farkedebilir. Bunu sadece akıllı insan yapabilir işte; hayvanların becerebileceği bir iş değildir bu! (37)

Helâl Rızk Elde Etmek İçin Çaba Göstermek

Bir gün İmam Sadık’a (a.s.), bir Müslümanın evinde oturup bütün vaktini namaz ve ibadetle geçirdiğini, bu şekilde rızkını Allah’tan beklediğini ve akşamları Allah tarafından kendisine rızk gönderilmesini istediğini söylediler.

İmam (a.s.); "Onun duası kabul olunmaz." buyurdu.

Yine bir başka gün İmam (a.s.), tanıdığı bir Müslümana halini sorunca adamcağız; "Dünyalık peşindeyim efendim; işim gücüm dünya olmuş!" dedi. İmam; "Dünyalığı niçin istiyorsun?" buyurdular. Adam; "Çoluk çocuğumun rızkını temin edip namerde muhtaç olmamak için, akrabalarım ve yakınlarım arasındaki yoksullara yardımcı olabilmek, ihtiyacı olana infakta bulunabilmek, Allah’ın evini ziyaret edebilmek için." deyince İmam; "Senin bu istediğin dünya değil, ahiretin ta kendisi!" buyurdular.

Fakir bir Mmüslüman, İmam Sadık’a (a.s.)  hazretlerine -s- gelip rızık için duada bulunmasını, kendisinin pek fakir olduğunu söyledi., İmam (a.s.); ""Asla böyle bir duada bulunmam senin için."" buyurdular. Adam bunun nedenini sorunca; ""Zira"" buyurdu, ""Allah TealaTeala hazretleri insanoğluna rızık temini için çalışıp çaba göstermesini emretmiştir. Sense evinde oturup dua vasıtasıyla rızkının gelip sana ulaşmasını istiyorsun, bu olacak şey değildir!"" (38)

Evet, bugün falan veya filan insanın yüksek takva derecesinden söz edilirken onun geçimini nasıl sağladığı, etrafındakilere karşı tekebbür gösterip göstermediği, taraftarlarını hizmetkâr misali kullanmaktan hoşlanıp hoşlanmadığı gibi sorular hiç sorulmamakta, soranlar da, ""Bbüyük insanların hikmet ve kerametleri vardır, onların yaptıklarının hikmetinden sual olunmazedilmez!"" denilerek hemen terslenmektedir. Gerçek hak aşıkları ise Allah Resulü’nün (s.a.a.) -sav- sünnetiyle ahlaklanmış kimseler olduklarından, kendi işlerini başkalarına yaptırmaktan ar eder, topluluk içinde diğerlerinden beslenen bir parazit değil, başkalarına da yardımcı kesilen, çalışkan ve emektar insanlar olduklarını gösterirler.

Bir gün hacc yolculuğundan Medine’'ye dönen Mmüslümanlardan biri İmam’'ıi ziyarete gitmişti. İmam (a.s.), yolculuklarının nasıl geçtiğini sorunca; ""Bizim kervanda çok mümin ve takvalı bir zat vardı;"" dedi, ""sSürekli ibadetle meşguldü, ne zaman bir yerde konaklayacak olsak, hemen abdest alıp namaâza dururdu.""

İmam; ""Peki, onun diğer işlerini kim yapıyordu?"" diye sorunca, adam; ""O sürekli ibadetle meşguldü, işlerini hep biz yapıyorduk."" dedi. İmam; ""O halde"" buyurdu, ""hepiniz ondan daha iyiymişsiniz;, siz ondan daha fazla sevap elde etmişsiniz."" (39)

İslam’da Ruhbanlık Yok!

İmam Sadık’ın (a.s.)  hazretlerinin -s- dönemi, İislam tarihinde çeşitli doğu ve batı ekollearinin türediği ve bunlardan etkilenen Mmüslüman ümmet arasında türlü görüşlerin ortaya çıktığı bir dönemdir. Bilhassa Muaviye’'yle başlayan Roma hayranlığı ve neticede bu hayranlığın getirdiği Helen kültürü Emevîilerden sonra Abbasîileri de etkilemiş, Abbasîi halifelerinin batı felsefelerine, özellikle de ""dinle siyaseti ayıran laik ve sömürücü Yunan mistisizmi"" ne ağırlık veren eserleri hızla Arapça’ıya tercüme ettirip piyasaya sürmelerine neden olmuştur. İsmi laiklik olmasa da, fiilîi ve pratik anlamda laiklikten başka bir şşey olmayan bu kültürel dayatmalar İislam’ı kendi özünden saptırmakta ve siyasîi otoriteyi ellerinde tutan egemen halifeler, ""dinin siyasete karışmaması gerektiği"" şeklindeki telkinlerle Mmüslüman halkı iktidar ve yönetim mekanizmasından uzak tutmaya çalışmaktaydılar.

Hicret’ten yaklaşık yüz yıl sonra, yâani Hhicrîi 2. yy.’'ın başlarında İislam ümmeti arasında kendilerini ""sufîi"" olarak adlandıran bir grup meydana çıktıtüredi. Bu cemaatin özel bir yaşam ve inanç tarzı vardı;, diğer insanları da bu tarz bir yaşama dâavet etmekte ve bunu gerçek İislam yolu olarak tanıtmaktaydılar. Onlara göre, insanlar dünya nimetinden tamamen uzak durmalıydı; iyi giyinmek, iyi yemekler yemek, elverişli evlerde oturmak dünya düşkünlüğünden ileri geliyordu;, gerçek Mmüslüman ""bir lokma, bir hırka"" demeli, kuru ekmekten başka bir şey yememeli, eskimiş yırtık elbiselerden başka bir şey giymemeli, ""ashab-ı suffe"" gibi sofa altında yaşamalıydı.

O tarihe kadar Mmüslümanlar arasında bulunmayan bu fikirler, dinle siyasetin ayrı şeylermiş gibi telakki edildiği Hindistan ve 'la Roma kültürlerinde vardı, Mve müslümanlara da bu ülkelerden yansımıştı. Siyasîi, ekonomik ve sosyal mücadeleden yılan insanlar için hazırlanmış bir tuzak olan bu bâtıl düşünce, çok geçmeden söz konusu güruh tarafından ""din"" gibi takdim edilmeye çalışıldı. Müslümanı ahlâkî ve fıkrî açıdan olgunlaştırıp yetiştirmeyi amaçlayan irfânî çalışmalardan çok farklı olan bu düşünce okulu, çok geçmeden İislam ümmeti arasında ""sorumsuz ve prensipsiz, başıboş ve parazit beleşçiler""in peydahlanmasına sebep olmuş, bu da uzun vâadede Mmüslüman ülkelerin gerileyip düşüş kaydetmeleri sonucunu doğurmuştu.

Bu okul ve düşünce tarzı sadece sufîi olarak tanınan grubu değil, diğer halk kesimlerinden de safdil birçok insanı etkilemişti. Müslüman halkın sosyal ve ruhîi bir felce uğramasına neden olan bu tasavvufp akımı, giderek ümmeti bütün siyasîi, sosyal ve ekonomik hayattan soyutluyor; kitlelerin inzivaccı, pasif ve uzlaşmacı tiplere dönüşmesine yol açıyordu. Hangi isim ve renkle türerse türesin, bu bâtıl düşünce tarzıyla mücadele edilmeliydi. İmam Sadık (a.s.) -s- döneminde vuku bulan birçok hadise ve İmam’ın o hazretin takındığı tavır, bu bâtıl eğilim ve ekollere karşı günümüz Ehl-i Beyt dostlarının tavırlarını belirlemesine yardımcı olacaktır.:

Söz konusu dönemde türeyen sufîilerin tanınmış liderlerinden biri de ""Süufiyan-iı Surî (veya Sevrî") adıyla tanınan bir tasavvuf dervişiydi. Sevrî, tasavvufçuların Medine’'deki başkanlarıydı. Bir gün İmam Sadık’ı (a.s.)  hazretlerini ziyarete gittiğinde, İmam’ın o hazretin gömleğinin üzerinden çok ince bir elbise giydiğini gördü. Hemen itiraz edip; ""Bu elbise size yakışmaz!"" dedi, ""Sizin dünyadan tamamen uzak durmanız, takva ve zühde girmeniz gerekir!""

İmam (a.s.), ona oturmasını işaret ettikten sonra; ""Söyleyeceklerimi iyi dinle!"" dedi, şefkatle, ""Eğer iyi dinlersen, hakkı farkedersin ki, bu hem dünyan, hem ahiretin için iyi olur. Eğer gerçekten bilmeden bu hatalı fikre kapılmışsan ve İislam’ın bu konudaki tavrını bilmiyorsan, şimdi söyleyeceklerimi dinlemen senin için pek faydalı ve hayırlı olacaktır; yok, eğer maksadın İislam dinine ve Mmüslümanlar arasına bidatbid'at sokmak ve İislam’da olmayan bir düşünce ve hayat tarzını yaymaksa, o başka; bu durumda sözlerimin hiçbir etkisi olmayacaktır elbet.

Sen, Hhz. Resulullah (s.a.a.) i'lea -sav- asahabınınesinin, İislam’ın ilk dönemlerindeki o yoksul hayatların bakarak, Mmüslümanların kıyamete değin tıpkı o şekilde fakir ve yoksul yaşamaları gerektiği gibi bir düşünceye kapılmış olabilirsin. Ama şunu unutma ki, Hhz. Resulullah (s.a.a.) i'lea -sav- sahabesinin dönemi, İislam’ın ilk dönemleriydi ve Mmüslümanlar maddîi açıdan çok yoksullardı, fakirlik içindeydiler. Müslüman halkın genel umumi çoğunluğu, normal günlük ihtiyaçlarını bile karşılayamayacak kadar yoksul ve fakirdi.; Bböyle bir ortamda Hhz. Resulullah’'ın -(s.a.a.)sa v- çok daha iyi bir yaşam sürdürmesi elbette ki düşünülemezdi. Ama şartların düzeldiği ve maddîi sıkıntıların ortadan kalktığı bir ortamda, Allah’'ın nimetlerinden faydalanmanın herkes için mümkün olduğu bir ortamda bu nimetlerden faydalanma hakkında en ziyade sahip olanlar, Allah’'ın salih ve iyi kullarıdır, fasık ve ahlaksızlar değil; Mmüslümanlardır, kâafirler vele müşrikler değil!

Bende kusur olarak görüp kınadığın duruma şöyle bir dikkat ettin mi? Allah’'a yemin edirim ki, ben Allah’'ın nimetlerinden faydalanırken aşırıya kaçmamakta; büluğ çağıma gelip kendimi bildim bileli malıma başkalarının hakkının karışmamasına, böyle bir şey olursa, hemen sahibine ulaşmasına dikkat etmekteyim.

Ey Sevurrî!, Bben şu elbiseyi zevkimden veya lezzet duymak için giymedim;, gayem, insanlar arasında horlanmayacak, asgarîi sosyal haysiyetin gerektirdiği giysiyi giymektir.""

İmam (a.s.), -s- bunları söyledikten sonra Sevurîi’'nin elini tutup, ince elbisesinin altındaki giysisine değdirerek; ""İşte kendim için giydiğim şey!"" dedi, ""Bu sert ve fakirane elbise kendim, onun üzerinden giydiğim şu ince abâa da, bizi iyi bir elbiseyle görmek isteyen el â-alem için!""

Sonra İmam (a.s.), Sevurîi’'nin elbisesini göstererek; ""Sen ise tam tersini yapmışsın."" buyurdu, ""Sırtındaki dış elbiselerin fakirane  ve sert şeyler!, Bböylece şöhret kazanıp bulup insanlara pek takvalıymış gibi görünmek istiyorsun!, Aalttan giydiğin ise, pek yumuşak ve latif!, Bbu da, ikiyüzlülük ve riya ettiğini göstermiyor mu?!""

Sevurîi ne söyleyeceğini şaşırmıştı, mahcup bir halde İmam’'dan ayrılıp arkadaşlarının yanına gitti, İmam’'la görüşmesini anlattı. Arkadaşları; ""Bu sefer birlikte gidelim, gereken cevabı biz veririz."" diyerek onu da alıp hep birlikte İmam’'a gittiler;, ""Arkadaşımız bizi iyi anlatamamış, bizim delillerimiz var."" dediler. İmam (a.s.) delillerini sorunmca, delilleriminin Kur’'an olduğunu söylediler., İmam (a.s.); ""Kur’'an en mükemmel delildir, söyleyin bakalım, dinliyorum."" buyurdu. Sözcüleri; ""Bizim tasavvuf inancımız için dayandığımız iki ayet var."" dedi, ""Allah TealaTeala bir ayette sahabeden bir grubu anlatırken; ""Kendilerinin ihtiyacı olsa dahi, onç duydukları halde başkalarını kendilerine tercih ederler. Ancak c ve onlara verirler, cimrilikten sakınanlar, kurtuluşa ereceknlerdir."" [1] Bir başka ayette de; ""Kendi ihtiyaçları olduğu halde, yiyeceklerini fakire, yetime ve esire verirler."" [2] buyrulmaktadır.""

Söz buraya varınca, onları dinlemek için oraya toplanan kalabalıktan biri; ""Kendi sözlerinize kendiniz de inanmıyorsunuz;, hiç de o ayetlere uymuyor haliniz!"" dedi ve ekledi: ""Öyleyse neden halktan alacağınıza, halka vermiyorsunuz? Sizin şimdiye kadar hiçbir yoksula bir şey verdiğiniz görülmedi. Üstelik, halkın size yiyecek ve elbise vermesi için bunları söylüyorsunuz, verilen leziz yemekleri de hiç reddetmeden yiyorsunuz! O ayetler sizi bağlamıyor mu yoksa?""

Sufîiler, çarşı esnafından olan bu adama ne cevap vereceklerini düşünürken, İmam (a.s.); ""Şimdiik bu lafların sırası değil!" buyurarak Sufîilere döndü:

-Söyleyin bakalım, delilinizi Kur’'an’'a dayandırdığınıza göre Kur’'an ayetlerinin muhkem, müteşabih, nâsııh ve mensuhunu da gereğince biliyor musunuz? Bu ümmetten olup da sapanlar, hep Kur’'an’'ı iyi bilmedikleri halde onu delil olarak kullanmaya kalkışanlar olmuştur.

-Bizim bu konuda genel bir bilgimiz var, ama detaylı bir bilgiye sahip değiliz tabii.

-Bütün mesele de bu ya! İnsanların çok iyi bilmedikleri konularda fikir yürütmesi elîlim sonuçlar doğuruyor. Hem, hadis konusu da tıpkı Kur’'an gibidir;, özel bir ilmi ve özel yöntemleri vardır. B, bunları çok iyi bilmeyenlerin bu konulara girmemesi gerekir.

Bana okuduğunuz ayetlere gelince; o ayetler, Allah’'ın nimetlerinden faydalanmayı haram kılmıyor ki. Bu ayetler fedakâarlık, bağış, ihsan ve ikramla ilgili ayetlerdir. Belli bir dönemde kendilerine ait bir malı başkalarına bağışlayan belli bazı insanlardan söz edilmektedir ki, kendilerine ait olan bu malları bağışlamamış olsalardı, günah işlemiş veya hatalı davranmış sayılmayacaklardı. Yâani, bağıştan ibaret bir durum söz konusudur; Allah TealaTeala onlara; ""Oo malları bağışlayın."" buyurmadığı gibi, bağışlamamalarını da emretmiş değildir. Onlar, sırf insanca bir duyguyla davranmış ve kendileri sıkıntıda oldukları haldekalma pahasına, başkalarına yardım vei ihsanda bulunmuşlardır. Allah TealaTeala onların ecir ve ödülünü verecektir elbet!

Gördüğünüz gibi bu ayet, sizin kastettiğiniz mâanaya delil teşkil etmiyor. Siz, ""Allah’'ın insanlara vermiş olduğu helâal nimetleri insanlar kullanmasın."" diyorsunuz, halbuki bu ayet böyle bir şeyden bahsetmiyor.

Onlar o gün böyle bir amel işlediler ve o dereceye kadar bağış ve ihsanda bulundular. Ama daha sonra Allah TealaTeala’'dan bu gibi durumlarda nasıl davranılması gerektiğine dair açıklayıcı bir emir geldi ve bu işin haddi hududu belirleniverdi. Bu emir ve hüküm inince, onların ameli neash olunmuştur. Bu; be nedenle de bizim ölçü olarak onların  amelini değil, ondan sonra inip duruma açıklık getiren o ayet-i kerimeyi almamız ve sözkonusu ayeti ölçü olarak kabullenmemiz gerekir.

Allah TealaTeal,a müminlerin vaziyetini ıslah edip durumlarını düzeltmek için sonsuz rahmeti gereğince bu hükmü indirdi verdi ve bir insanın kendisini ve ailesini sıkıntıya düşürme pahasına elinde -avucunda olanı başkalarına bağışlamasını yasakladı. Zira böyle bir ailenin fertleri arasında zayıf ve yaşlı insanlar olabilir, onlar fazla sıkıntıya katlanamayabilirler. Ben, elimdeki tek yiyecek olan bir dilim ekmeği başkasına verirsem, kendi ailemi açlıktan, çok kötü duruma düşürmüş olmaz mıyım? Bu nedenledir ki Allah Resulü; ""Elinde birkaç hurma, birkaç ekmek veya biraz parası olup da bunları bağışlamak isteyen biri, herkesten önce kendi anne -babasına bağışlamalıdır onları.; Aana -babadan sonra kendisi ve ailesi gelir;, üçüncü sıradakiler ise akrabaları, yakınları ve mümin din kardeşleridir; ancak bütün bunlardan sonra sıra başkalarına gelir."" buyurmaktadır. Görüldüğü gibi başkaları en son sırada yer almaktadır. Allah Resulü, Eansar’dan fakir bir Mmüslümanın öldüğünü, ama bütün malını Allah yolunda başkalarına infak edip ardında kimsesiz bir aile bıraktığını duyunca; ""Eğer bu durumu daha önce bana bildirmiş olsaydınız, onun Mmüslüman mezarlığına gömülmesine izin vermezdim."" buyurdular, ""Malını başkalarına bağışlayıp gitti ve geride, şuna buna el açmak zorunda kalacak yetimlerini yoksul bıraktı!""

Babam İmam Bâakır (a.s.), -s-  ceddim Hhz. Resulullah’'tan (s.a.a.) -sav- şu hadisi naklederdi: "İnfakta bulunacağınız zaman daima önce kendi ailenizden başlayın; yakınlık derecesine göre; kim daha yakın akrabaysa, önce o gelir.""

İmam Sadık (a.s.) bu hadisi aktardıktan sonra; ""Kaldı ki"" buyurdu, ""Allah TealaTeala da sizin şu fikir ve yaşam tarzınızı kınamakta ve; ""Rahman’ın kulları, … Gerçek takva sahipleri infak ve bağışta bulunduklarında urken nve cimrilik eder, ne de savurganlık, ne de ta bulunurlarcimrilik ederler; ; onlar dengeli davranır, ikisinin ortası bir yol izlerler.""[3]

Kur’'an-'ı Kerim, daha birçok ayette aynı tavsiyede bulunmakta,; infak ve bağışta aşırı gitmeyi yasaklanmaktadır. Kur’'an, insana elinde avcunda bulunan her şeyi başkalarına infak edip kendisinin yoksul kalmasını ve sonra da Allah’'a el açıp; ""Ya Rabbim!, Bbana rızık ulaştır."" diye dua etmesini değil,; dengeli ve ölçülü davranmasını emretmektedir. Böyle bir dua, Allah indinde asla kabul edilmez;, zira Hhz. Resulullah -(s.a.a.)sa v- şöyle buyurmuşlardır:

""Allah TealaTeala şu insanların duasını kabul etmez:

1- Anne babasının kötülüğünü isteyenin bu duası kabul olmaedilmez.

2- Hiçbir şahit ve senet tutmaksızın başkasına borç verip parasını geri alamayanın da bu müşkülünün halli yolundaki duası kabul görmez. Çünkü o kendi elleriyle çözüm yolunu kapamış ve şahit tutup senet ve imza almaksızın malını başkasına teslim etmiştir.

3- Karısının şerrinden kurtulmak için dua edenin de duası reddedilir. Çünkü bu işin çözümü de insanın kendi elindedir;, eğer karısı gerçekten geçimsizlik ediyorsa, onu boşayabilir.

4- Evinde oturup hiç çalışmadan Allah’'tan rızkını isteyenin duası kabul edilmez. Zira Yüce Allah, Teala bu cahil ve hırslı kuluna; ""Ey kulum!"" der, ""Sana hareket imkâanı vermedim mi? Sağlam bir vücut vermedim mi? Göz, kulak, el, -ayak vb. organlarınla ne yapıyorsun? Neden aklını ve vücudunu çalıştırmıyorsun? Bütün bunları boşuna vermedim sana!, Bbu organların şükrü, onları gereğince çalıştırmandır. Ben sana her şeyi vermiş durumdayım, sen hareket edersen, ben bereket veririm;, başkalarına yük olmamak için çalışmanı isterim. Senin vazifen çalışıp emek sarfetmek ve elinden gelen gayreti göstermektir;, gerisi benim takdirime kalmıştır;, rızkının artması veya artmamasını bana bırakmalı, ama sen elinden geldiğince çalışıp emek sarfetmelisin."

5- Allah TealaTeal’nın,a kendisine bol bol mal -mülk verdiği halde savurgan davranıp ona buna dağıtan veya har vurup harman savuran bir kul da Allah’'tan rızık dilerse, bu dua kabul edilmez. Zira Allah TealaTeala; ""Ben sana maül -mülk vermedim mi?" der, "Savurganlık yapmamanı, dengeli davranmanı öğütlemedim mi? Bağış ve ihsanda bile ölçülü olmanı istemedim mi?"

6- Yakınlarını ve yoksulları görüp -gözetmeyi bırakan veya bu doğrultuda na sebep olacak bir duada bulunanın duası (hiçbir) duası kabul edilmez. (bu sünneti terkedenin başka duası da kabul edilmez)"

Allah TealaTeala, Kur’'an-ı Kerim’'de Ppeygamberine, ihsan ve bağışta bulunmanın yolunu -yordamını öğretmiştir. Peygamber-i Ekrem’'in -(s.a.a.)sa v- evine bir miktar altın getirildi;, Peygamber, o hazret bu altınların bir gün bile evinde kalmasını istemediğinden tamamını fakirlere dağıttı. Ertesi gün pek fakir bir adam kapısını çalıp da ısrarla yardım istediyse de Hhz. Peygamber (s.a.a.) ona verecek hiçbir şey bulamadı ve bu yüzden kendisi de pek rahatsız oldu, pek hüzünlendi. İşte bu sırada şu ayet-i kerime nazil oluverdi: ""Ne ellerini boynuna as (ne cimrilik et), ne de elini büsbütün aç (elinde avuucunda hiçbir şey kalmayacak şekilde cömertlik (savurganlık) yap)!, Çünkü o zaman (fakirlere verecek hiçbir şeyin kalmayacağından,) fakirler sana el açtıklarında) seni kınanır, hasret çekersin.yıverirler.""[4]

Evet, Allah’'ın Kkitabı ve Resulü’'nün hadislerinde geçen hakikatlerdir bunlar. İman sahibi olanlar, bunların hakkaniyetinde elbette ki şüpheye kapılmaz.

Ebu Bbekir ölüm döşeğindeyken malı konusunda vasiyette bulunması istendiğinde; ""Bbeşte birini infak edin, gerisi mirasçılarımın olsun."" dedi. Ölüm döşeğindeki adam, malının üçte birini bile infak edebilir;, o da eğer bunu bilseydi, hakkının tamanını kullanır ve üçte birinin infak edilmesini vasiyet ederdi.

Takva ve zühd sahipleri olarak tanıyıp pek saygı duyduğunuz Selman i'lea Ebuzer de böyleydi.

Selman beytüulmaldean yılık hissesini aldığında bir yıllık erzak ve ihtiyacını temin ederdi. ""Bunca takvana rağmen yıllık ihtiyacını mı düşünüyorsun?! Ya ölürsen?!"" diye soranlara; ""Ya ölmezsem?!"" diye cevap vermiş ve şöyle demiştir: ""Neden hayata hep olumsuz yanından yaklaşıyorsunuz siz?! Ölüm kadar, yaşama ihtimalim de yok mu? Bilmez misiniz ki insanoğlunun nefsi zayıftır; geçimi temin edilmeyecek olursa, Rabbine kullukta gevşek davranır, canlılık ve neşesini yitirir; ama ihtiyaçları temin edilecek olursa, insanın nefsi yatışıverir.""

Ebuzer’'in de birkaç devesi vardı;, onların sütünü sağar, ihtiyacıç olduğu veya misafiri geldiğinde develerinden birini kesip pişirirdi. Sütü veya eti başkalarına infak etmek istediği zaman ise ikiye ayırır, başkalarına verdiği kadar kendisi için de alıkoyardı.

Onlardan daha zahid kim vardı? O ikisi hakkında Hhz. Peygamberimizin neler buyurduğunu hepiniz bilirsiniz. Onlar, zühd ve takvanın gereği olarak olur diyerek hiçbir zaman mallarının tamamını infak etmediler; sizin gibi insanlara; ""Eelinizde avucunuzda ne varsa, hepsini başkalarına dağıtın, kendinizi ve ailenizi sıkıntıya düşürün."" demediler asla!

Bbabam vasıtasıyla ceddim Resulullah’'tan -(s.a.a.)sa v- ulaşan şu hadise çok dikkat edin; hazret şöyle buyuruyor: ""Dünyanın en şaşılacak şeyi müminin halidir; vücudu lime lime edilse, hayır ve saadettir onun için; keza bütün dünyanın serveti ona verilecek olsa, yine onun için hayır ve saadettir.""

Bu hadiste de açıkça görüldüğü gibi, Hhz. Resulullah -(s.a.a.)sa v- bize; ""Mmümin ille de fakir olmalıdır. "" demiyor, ""Mmüminin hayrı ve saadeti, onun yoksul olmasındadır."" demiyor;, çünkü müminin hayrı onun imanlı bir ruh taşıması ve inançlı olmasındadır, başka bir şeyde değil. Mümin ister zenginlik, ister fakirlik içinde olsun, her haâl-ü kârda kendisinin içinde bulunduğu duruma göre birtakım sorumlulukları olduğunu bilir ve her iki halde de  inançları nasıl gerektiriyorsa, öyle davranır. Müminin hali bu yüzden, en şaşılacak haldir işte!; Vvarlık da, yokluk da onun için birdir, her iki durum da onun için hayır ve saadettir.

Bilmem bu anlattıklarım yeter mi size; yoksa yine anlatmamı mı istersiniz?

(Sustuklarını görünce şöyle buyurdular:)

-İslam’ın ilk yıllarında cihadın kanunu neydi biliyor musunuz? Her Mmüslüman, on kâafire bedel olmalı, bir Mmüslüman on kâafire karşı savaşabilmeliydi., Bbunu yapmazsa, suç ve hata işlemiş olurdu. Çünkü Mmüslümanlar sayıca çok azdı o günlerde. Ama zamanla Mmüslümanların sayısı ve imkâanları artınca, Allah TealaTeal,a sonsuz rahmet ve merhametiyle bu kuralı değiştirdi ve;  ""Bbundan sonra her Mmüslüman sadece iki kâafire karşı savaşmak ve iki kâafire bedel olmakla mükelleftir, daha fazlasına değil."" buyurdu.[5]

Meseleyi daha iyi kavrayabilmeniz için bir de İislam hukuku ve İislam yargı kurallarından bir örnek vereyim: Farzediniz ki sizden biri mahkemede eşinin nafakasını temin etmekle yükümlü kılındı. Ne yaparsınız o zaman? ""Efendim, ben dünyadan elini eteğini çekmiş bir müminim;, eşimin nafakasını temin edemem."" mi dersiniz? Mahkeme böyle bir özrü geçerli kabul eder mi sahi? Dahası, ""Eeşinin geçimini temin edip nafakasını vermekle mükellefsin."" diyen kadı efendi, sizce âadil mi davranmıştır, yoksa zalimcesine bir hüküm mü vermiştirzulüm müdür bu hüküm?

Eğer, zalimane bir hüküm vermiştir, ulümdür derseniz, haksızlık etmiş ve bütün İislam ümmetine zulmetmiş olursunuz;, yok eğer, kadının hükmüne doğru hüküm vermiştir, diyorsanız, o zaman sizin tutturduğunuz bu gidişat yanlış ve bâatıl demektir. (Ççünkü eşinizin nafakası bir tarafa, kendi nafakanızı bile temin etmiyorsunuz siz.)

Bir diğer mesele de Mmüslümanın farz veya müstehap olan bazı infaklarla yükümlülüğüdür: Mesela zekâat veya keffaret vermesi gerekebilmektedir. Eğer müminler sizin iddia ettiğiniz gibi fakir olmalılarsa ve zühdün anlamı yoksulluk ise, zekâat ile la keffaret niçin ve kime verilmek için farz edilmiştir o zaman?! Altın, gümüş, koyun, deve, inek, hurma,, kuru üzümkuruüzüm vb. şeylere farzs olan zekâat nedir o halde?! Bu zekâatların farz edilmiş olmasının nedeni, yoksul Mmüslümanların yoksulluktan kurtarılması değil midir?! Bu da, İislam dininin insanları yoksulluğa değil, dünya nimetlerini doğru bir şekilde kullanmaya teşvik ettiğini göstermiyor mu?! Eğer İislam’ın insanı eğitip yetiştirmedeki nihai amacı onu fakirleştirip dünya malından tamamen soyutlamaksa, bu durumda fakirliğin en büyük dinî saadet olması gerekir ki, o zaman yüce İislam dininin onları bu saadetten mahrum edip de kendilerine zekâat ve keffaret verilmesi gerektiği gibi bir durumdan söz etmemesi, fakir müminlerin de bu büyük azami saadetten (-fakirlikten)- kurtulmaya çalışmamaları icapicab ederdi.

Doğrusu siz pek yanlış bir yol üzeresiniz; insanları pek bâatıl bir yaşam tarzına çağırıyorsunuz. Bbu bâatılda olmanızın sebebiyse, Allah’'ın Kitabı ve yla Resulü’nün hadislerini gereğince bilmemeniz, ve âlim olmadığınız bu ilimlerde fikir yürütmeye kalkışmanızdır.

Sizler, Kur’'an’'ın hikmetlerle dolu şaşırtıcı ayetleri üzerinde düşünemüiyor, tefekkür ve tedebbür etdemiyorsunuz. Hükmü kalkan emir (nâsıh) ile, hükmü kaldırılan emir (nâsıh, (mensuh), ve muhktem ile müteşabih arasındaki farkları bilmiyor, neyin yapılması, neyin yapılmaması gerektiğini (emr-u nehy) teşhis edemiyorsunuz.

Hz. Süleyman’'ın -(a.s.)a s- Allah TealaTeala’'dan ""kimseye nasip olmayan ve olmayacak olan bir mülkü"" istemesine ne dersiniz? Allah TealaTeala da böyle bir mülkü verdi ona. ... Hz. Süleyman’'ın (a.s.) -s- hak dışında bir şey istemeyeceğini de bilirsiniz. Ne Allah TealaTealâ, hazretleri Kur’'an’'da onun bu isteğini kınamış, ne de bugüne değin bir tek mümin bu dilği ayıplamıştır....

Hz. Yusuf’'un -(a.s.)a s- hikâayesi de böyledir. Padişaha; ""Hazineleri ve ülke ekonomisini bana bırak;" diyor, " bBen hem güvenilirim, hem bu işi iyi bilirim."" diyor. BDerken bu işte öylesine yetenek gösterdi ki, ülkenin Mısır’'dan Yemen’'e kadarki kısmının yönetimi tamamen ona bırakıldı. Burada da ne Yusuf’'un isteği hakka aykırıdır, ne de Allah TealaTeala hazretleri onu bu isteğinden dolayı kınamıştır.

Zülkarneyn’in (a.s.) aleyhisselamın kıssası da böyledir. O Allah’'ı, Allah da onu severdi. Dünya mülkü onun hizmetine verildi ve doğudan batıya bütün dünyaya egemen oldu.

Ey sufîiler güruhu! Bu bâatıl yolu bırakın.. Kendinizden hüküm çıkarmayın. Bilmediğiniz konulara karışmayın. Nâsıhla meansuhu, muhkemle müteşabihi, helâalle haramı birbirinden ayırabilmeyi öğrenin. Bu sizin için hem daha kolay, hem daha hayırlıdır, hem de  olup cehaletten de uzaktır. Cehaleti bırakın, cehaletin taraftarı çok, tur; ilimse tam tersidir, ilmin taraftarı pek az olsa da cehaleti bırakındır. Allah Teala’nın  hazretlerinin şu buyruğunu unutmayın: ""Her bBilgi sahibinin üstünde bir bilen  olan herkesten daha iyi bilen biri daima vardır."(Tuhefu'l-Ukul s. 711)"[6] (40)

İlmi Madeninden Alanlar

Bütün Ehl-i Beyt İimamları gibi İmam Sadık (a.s.) hazretleri -s- dae ilmi mâadeninden almıştı. İnsanoğlunun dünya ve ahiretiyle ilgili hiçbir soru yoktu ki, Ehl-i Beyt İimamlarına sorulduğunda cevapsız kalmış olsunlar.

Bir gün bir Mmüslüman, dehşet içinde İmam Sadık’a (a.s.) hazrete gelip gördüğü bir rüyayı anlattı: ""KRüyamda  korkunç bir rüya sahne gördüm;"" dedi, ""tTahtadan bir adam, yine tahtadan bir at üzerinde bana yaklaşıyor, elindeki kocaman kılıcı korkunç bir şekilde sallıyordu;, beni öldürdü öldürecek gibiydi. Rüyamın tabirini söyleyebilir misiniz?""

İmam (a.s.); ""Sen zengin bir tanıdığının malını elinden almayı planlıyorsun."" dedi, ""Seni yaratan Rabbinden kork ve bu çirkin emelden vazgeç!""

Adam neye uğradığını şaşırmıştı; ""Allah da bilir ki doğru söylüyorsunersin!"" dedi, ""Siz gerçekten de ilmi mâadeninden almışsınız. Evet, komşumun çok güzel bir tarlası var, ama paraya ihtiyacı olduğundan hemen satmak zorunda. Benden başka müşterisi olmadığından tarlasını yok pahasına elinden kapmak istiyordum.!""(41)

Hz. Resulullah'ın -sav- mübarek soyunun tamamı kendi emek ve alınterleriyle hayatlarını kazanmayı sever, çobanlık ve çiftçilik gibi işlerle uğraşmaktan pek hoşlanırlardı. İmam Sadık hazretleriyle -s- ilgili şu hatıra, müslüman bir cemaatin liderliği iddiasında olup da latif tenini gün ışığından bile sakınan nazlı tenlere sahip amelsiz alimler için pek çarpıcı bir ibrettir.

İmam, kalınca bir iş elbisesi giymiş, elinde kürek, tarlasında çalışıyordu. Tepeden tırnağa ter içindeydi. Bu sırada Ebu Amr Şeybani çıkageldi. İmamın halini görünce "yardımcı bulamadığından tek başına çalışmak zorunda kalmış olmalı" diye düşünerek "Efendim" dedi, "İzin verirseniz küreği ben alayım, siz biraz istirahat ediniz..."

İmam başını sallayıp tebessüm etti: "Hayır, teşekkür ederim. Esasen ben, erkeğin rızık temini için zahmet çekip güneşin altında ter dökmesini pek severim!" (42)

 

Son zamanlarda şehirde pek ün salmış bir isim vardı. Halk sürekli onu konuşmakta, onun takva ve dindarlığından sözetmekteydi.
 


[1]- Haşr/9.

[2]- Dehr/8.

[3]- Furkan/67.

[4]- İsrâ/29.

[5]- Enfal Suresi’nin 65 ve 66. ayetlerine işaret edilmektedir.

[6]- Yusuf/76.

 
< Önceki   Sonraki >
Free counter and web stats